Translate

SİYASET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SİYASET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2015 Pazartesi

BIRAKMAYI DÜŞÜNDÜM, HULKİ CEVİZOĞLU

Hulki Cevizoğlu   : Başımızdaki bunca dert ve sıkıntı ile nereye doğru gidiyoruz?

M. Kemal            : Her şeye rağmen muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz.

Hulki Cevizoğlu   : Gençlikten umutlu musunuz?

M. Kemal          : Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız, aziz memleketim ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanları içinde sırf vatan ve hakikat aşkı ile ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir...



Araştırmacı yazar Hulki Cevizoğlu'nun 2011 yılında yazdığı bu kitapta Atatürk hakkında hiç bilinmeyenler, saklanan gerçekler Atatürk'ün ağzından bir röportaj şekliyle veriliyor. 

Atatürk gerçekten İttihatçı mıydı, doğum tarihi 1880 mi, 1881 miydi, Kürtler için yerel özerklik istedi mi, ilk hedef Akdeniz'di , peki ikinci ve üçüncü hedefler neydi ?.....

Bunlar ve bunlara benzer konulara birinci ağızdan cevap alacaksınız. Hulki Cevizoğlu bu kitabıyla yine kendinden bekleneni yaptı ve sevenlerini bir kez daha bir başyapıtla buluşturdu.

Mutlaka okuyun, okumayanlara tavsiye edin...


BIRAKMAYI DÜŞÜNDÜM
Bir Devrimciyle Röportajlar 
Hulki Cevizoğlu
2011 ANKARA İSİM YAYINLARI

9 Ocak 2015 Cuma

19 MAYIS 1919 ATATÜRK YENİDEN SAMSUN'DA, TURGUT ÖZAKMAN

"Beklenmedik bir şey oldu, Atatürk'e benzeyen adam Vali Vekilini elinin tersiyle yavaşca kenara itip yürüdü. Beraberindekiler de Vali Vekilini görmezden gelerek Atatürk'ü izlediler. Atatürkçülüğü, anma töreni yapmak, Atatürk rozeti taşımak ve Atatürk şiirleri okumak sanan güzel öğrenciler ile halkı selamlayarak, alkışlar içinde geçip uzaklaştılar." sözleriyle başlayan bu muhteşem roman birçoğumuzun en büyük hayalini gerçeğe dönüştürüyor.


Turgut Özakman'ın 2002 yılında birincisini, 2003 yılında ikincisini yazdığı bu kitapta ; hepimizin yıllarca beklediği rüya gerçek oluyor ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1999'un 19 Mayıs'ın da tekrar Samsun'a çıkıyor. Kendisini özleyen büyük Türk Milleti ile buluşuyor ve memleketi bu hale getirenlerden tek tek hesap soruyor. 


Bir solukta okuyacağınız bu kitap sayesinde, hem tarihi bilgilerimizi tazeleyecek, hem de hepimizin rüyası Ata'nın yeniden dönüşünü büyük bir keyifle seyredeceğiz.


Özellikle bugünlerde ayrı bir önem kazanan bu kitabı okumayanların mutlaka hemen , daha önce okumuş olanların da en az bir kere daha okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum.


8 Ocak 2015 Perşembe

SAVAŞMADAN KAZANMAK, JOSEF KIRSCHNER

Josef KIRSCHNER'in Savaşmadan Kazanmak isimli kitabından:

Savaşmadan kazanmanın bir takım kurallarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz ;


-Rakibini yenmek istiyorsan, önce kendini yenmelisin.

-Savaşı kazanmak için her zaman mutlaka bir alternatifin bulunmalıdır.

-Oyunda kendinizin hakemliğini yine kendiniz üstlenmelisiniz.

-Yenilgiye mazeret aramamalısın.

-Oyunda hangi kuralları kullanırsan kullan sadece tek şansın olduğunu unutmamalısın.

-Zafer kazananların bile yenilebileceği unutulmamalıdır. Yenilgiler korkutmamalı, aksine motive ettirici unsur olarak görülmelidir. Galip gelmenin önemli üç saldırı unsuru: savaşma gücü, kazanma iradesi ve yeterli yedek kuvvetlerdir. Yukarıda açıklanmış olan beş kuraldan anlaşılacağı gibi hayatımız koskoca bir oyundan ibarettir. Bizler de bu oyunun birer parçası olduğumuzu unutmamalıyız.

"Savaşmadan kazanmak'' demek, tehdit ve yaptırım oklarına hedef tahtası olmamak demektir.

"Savaşmadan kazanmak" demek, hedef tahtasından uzaklaşıp; zehirli okların boşluğa doğru uçmasını sağlamak demektir.

Çoğumuz, yüksek sesle konuşarak kendimizi fark ettireceğimizi zannederiz, ancak yüksek sesle konuşmakla kazanmanın hiçbir ilgisi yoktur. Kazanmak için zafer anı gelinceye kadar sessizliği korumak, zafer anı gelince de harekete geçmek gerekir.


Her bireyin elde etmesi gereken önemli zaferleri aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

1. "Mutlaka kazanmalıyım" düşüncesini yenin; bunun için iç disiplin anlayışı içerisinde bulunulmalı; her oyuncu kendi şahsına uyum gösterecek doğru zaman, yer ve koşullar yakaladıktan sonra harekete geçmelidir.

2. Kendinize güvenmeyi öğrenin: Hayatları boyunca diğer insanları aşağılayarak kendini yüceltmeye çalışan insanlar vardır. Birçokları bozguna uğradıklarında kolaya kaçar. Güç kazanıp kendilerini geliştirmektense , göstermelik ve sahte başarılara sığınırlar. Amaçları çevresindekilerine , yenilmediklerini ispat etmektir. Yaşadığımız dünyada bir şeyleri değiştirmek istiyorsak önce kendi kişiliğimizde bazı şeyleri değiştirmeyi başarmalıyız. Bu da başaracağım inancıyla başlar.

3. "Suç işle; af dile " prensibine boyun eğmeyin : "Önce günahı işle; sonra af dile" felsefesini benimseyenler, kaybedecekleri önceden belli olan bir savaşa atılmış olurlar.

4. "Olabilecek en kötü şey" korkusunu yenin : Başına gelebilecek en kötü olayı korkuyla bekleyerek yaşayan bir kimse, bu korkusunu yenmeyi başardığı takdirde, hiçbir şey onu korkutamayacaktır. Savaşmadan kazanmak bir anlamda ölümle dost olmak demektir.
Savaşmadan kazanmak için; ya çevreye uyum sağlayacak şekilde kendinizi hazırlarsınız ya da başkalarının yapılarını, değer yargılarını boş verir; kendi kendinizi keşfetmeye çalışırsınız. Hayatınızın geri kalanında size en çok zevk vereceklerle uğraşırsınız.
Sonuç olarak kendimize ulaşan yolu takip ederken, hayatımıza anlam katacak olan potansiyel güçleri araştırmalıyız.

7 Ocak 2015 Çarşamba

GÜÇ MERKEZLİ YÖNETİM, JEFFREY PFEFFER

Yazar Jeffrey PFEFFER, Güç Merkezli Yönetim isimli kitabında davranışları etkilemenin, olayların gidişini değiştirmenin, direnci aşmanın ve insanlara başka durumda yapamayacakları şeyleri yaptırmanın yollarını, şirketler dünyasından, çok çeşitli kuruluşlardan ve siyasetten alınma canlı örneklerle izah ediyor. Kitap örgütlerde iktidar, iktidarın kaynakları, etkin iktidar kullanımı için taktik ve stratejiler, iktidar dinamikleri olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. 

Birinci bölümde iktidar, başkalarının davranışlarında gerçekleşmesini istediğimiz bazı değişiklikleri ortaya çıkarma kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Bu bölümde örgütlerin önündeki en büyük sorun olarak, iktidarı kullanan insan sayısının çok az olması gösterilmektedir. 

İşleri halletmenin yolları üç ana başlıkta toplanmıştır: Hiyerarşik otoriteden yararlanmak, güçlü bir şekilde paylaşılan bir örgütsel vizyon oluşturmak, iktidar ve nüfuz kullanımı. Hiyerarşinin üç sorunu vardır; modası geçmiş bir yöntem oluşu, görevimizi yerine getirmek için doğrudan bizim emir zincirimiz altında yer almayan kişilerle iş birliği yapma zorunluluğumuz ve piramidin tepesindekinin yanılma olasılığı. Örgütsel vizyon oluşturmak ise zaman ve emek isteyen bir iştir. Bu örgütsel vizyon kriz dönemlerinde işlemeyebilir. Bu nedenle askeri kurumlarda vizyonun yanında emir-komuta zincirine ve emirlere uymayı öngören bir geleneğe gerek vardır. İktidar ve nüfuz kullanımında ise resmi otoriteniz olmadan ya da resmi otoriteye başvurmadan da işleri halledebilirsiniz. 

Kitapta, "İktidar ne zaman kullanılır?" sorusunun cevabı şu şekilde verilmektedir: "Karşılıklı bağımlılığın bulunduğu koşullarda, görüş ayrılıklarının bulunduğu ortamlarda, konunun önem derecesinin yüksek olduğu durumlarda kullanılır." 

İkinci bölümde, iktidarın kaynakları incelenmiştir. İktidar "doğru" yerde olmaktan kaynaklanır. Ama neresidir doğru yer? İyi bir yerin ya da konumun size şunları sağlaması gerekir; 

a) Yandaş edinmede kullanılabilecek bütçe, fiziksel mekan ve mevki gibi kaynaklar üzerinde denetim, 
b) Enformasyon üzerinde denetim, 
c) Resmi otorite.

Üçüncü bölümde, etkin iktidar kullanımı için taktik ve stratejiler üzerinde durulmuştur. Bu bölümde üzerinde durulan taktik ve stratejiler şunlardır:

Çerçeveleme: 
Bakış açımız ne gördüğümüzü etkiler. Nasıl resimleri çerçevelere yerleştirirsek, sorunlar ve eylemler de çerçevelere yerleştirilir; bunları görme ve değerlendirme tarzımıza yön veren bağlam sonraki gelişmeleri belirler. Bir sorunun nasıl bir çerçevede ele alınacağını saptamak, çoğu zaman, çıkacak kararı belirlemek anlamına gelir. Dolayısıyla bağlamı ortaya koymak, iktidar ve nüfuz kullanımı açısından kritik bir stratejidir. Örneğin yapılıp yapılmayacağı tartışma potansiyeli olan bir ortamda, projenin nasıl yapılacağı yönünde çerçeve belirlenirse, çoğunlukla insanlar nasıla odaklanıp nedeni unutacaklardır.

Kişiler arası etkileme süreçleri:
Örgütler, birbirlerinden kopuk bireylerin kendi başlarına buyruk bir şekilde kararlar alıp eyleme geçtikleri yerler değildir. Her şeyden önce, insanların iş arkadaşlarıyla etkileşim içine girdikleri toplumsal zeminlerdir. İş arkadaşlarımızın söylediklerinden, yaptıklarından etkileniriz ve buna toplumsal kanıt etkisi denir. Örgütte güç kullanmak isteyen liderler toplumsal kanıt etkisini kullanarak düşüncelerinin ve kararlarının tüm örgüt tarafından kabul edilmesi için seçtikleri ajanları diğer örgüt üyelerini etkilemek üzere onların arasına gönderirler. Böylece aslında sadece güç kullanan liderin inandığı görüşler tüm örgütün inançlarıymış gibi ele alınır ve kimse aksi davranmak istemez. Çünkü tüm örgüt böyle düşünüyor ise doğrudur inancı veya aksini yaparsam dışlanırım korkusu onu bu sürece iter.

Zamanlama:
İktidar ve nüfuz kazanmaya yönelik taktik ve stratejileri uygularken, sadece ne yapacağımız değil, bunu ne zaman yapacağınızı da belirlemeniz büyük önem taşır. İyi zamanlanmış eylemlerde başarı şansımız artarken, aynı eylemlere daha talihsiz bir anda girişirsek en küçük başarı şansımız olmayabilir. Zamanlamayla ilgili taktiklerden birkaç örnek verecek olursak bunlardan bir tanesi "geciktirme"dir. Bir şeyi durdurmanın en iyi yollarından biri onu geciktirmedir. Bir şeyi geciktirmenin son derece etkili bir yolu da daha fazla inceleme veya düşünme süresi talep etmektir. Başka bir taktik "bekletme"dir. Kimin kimi bekleyeceği, bir toplumsal sistemdeki iktidar dağılımına göre şekillenir. Başkalarını bekletmek ya da beklemeyi reddetmek sadece bir iktidar simgesi değildir, aynı zamanda gücümüzü artırmakta kullanabileceğimiz bir taktiktir. Bir yere gecikmekle dikkatleri üzerinize çekerseniz bu yolla elde ettiğiniz görünürlük size nüfuz kazandırabilir. Keza başkalarını bekletmeniz de insanların onlar üzerindeki örtük gücünüzü fark etmelerini sağlar. Yine başka bir taktik "zaman sınırlamaları"dır. Zaman sınırlamaları her zaman üstünlüğü elinde tutan tarafın lehine çalışır. Toplantılarda tartışma belirli bir karara doğru yönelmeye başladığında, o karardan yana olan kişinin "hemen bir karar vermeliyiz" diye ortaya çıkmasının nedeni budur.

Enformasyon ve Analiz Politikası: 
Enformasyonun ve enformasyonla gelen kesinliğin bir iktidar kaynağı olduğu kuşkusuzdur. Enformasyon çok önemli bir politik stratejinin analiz aracılığıyla yolumuzu açma stratejisinin parçası olarak kullanılabilir. İstediğimiz kararları alabilmek için enformasyona ihtiyaç duyduğumuza göre, örgütlerde işleri sonuca götürmek için, hedeflediğimiz hareket tarzını destekleyen olguları elde etme becerisini kazanmamız gerektiği açıktır. Gerek duyduğumuz olgulara kimi zaman sosyal ilişkilerimiz ve destekçilerimiz yardımıyla ulaşırız, kimi zaman da şirket dışından bir uzmanı örneğin bir danışmanlık firmasını devreye sokarak istediğimiz cevapları elde ederiz. Rasyonel karar süreçlerine gerçek değilse de görünüşte duyulan ihtiyaçtan ötürü, iktidar ve nüfuzla ilgili çekişmelerde enformasyon ve analiz önemli stratejik silahlar olarak iş görür. Bu mücadelelerde güçlü dış uzmanları devreye sokmak ve bunu inandırıcı bir şekilde, bir tarafsızlık görüntüsü yaratarak yapabilmek, etkili bir stratejidir. 
İktidarı Pekiştirmek İçin Örgütsel Yapıyı Değiştirmek 

Örgütsel yapı ile iktidar arasındaki bağlantılar dikkate alınırsa, iktidar kazanmaya yönelik yapılabilecek yapısal değişiklikleri sıralayacak olursak; muhalefeti bölerek yönetmek için örgütsel yapıya başvurabilirsiniz. Kaynaklar ya da enformasyon üzerinde daha fazla denetim kazandıracak konumlara kendinizi ya da müttefiklerinizi yerleştirerek iktidarınızı pekiştirmek için örgütsel yapıyı kullanabilirsiniz. Yetki tanımları örgütsel yapıya bağlı olarak belirlendiği ölçüde, başkalarını kendi tarafınıza çekmek ve sizin girişimlerinizi desteklemelerini sağlamak için örgütsel yapıdan yararlanabilirsiniz.

Sembolik Eylemler: Dil, Törenler ve Ortamlar
İnsanlar mantıkla ikna edilir, ama duygularla etki altına alınır. İktidar ve nüfuzun başarılı tatbikatçıları dili, sembolleri, törenleri ve ortamları hünerli bir şekilde kullanarak insanların yaptıkları şey konusunda kendilerini iyi hissetmelerini sağlarlar. Dil çok güçlü bir etkileme aracıdır ve politik dil her türlü örgütte iktidar kullanımının vazgeçilmez bir unsurudur. Örneğin hükûmetin vergileri artıran bir yasaya "Vergi Adaleti ve Mali Sorumluluk Yasası" adı vermesi, politik dil kullanılarak yapılmak istenilenin nasıl tepki çekmeden yapılabileceğine bir örnektir. 

Dördüncü bölümde; iktidar dinamikleri başlığı altında, iktidar kaybına yol açan nedenler incelenmiştir. Sonuç olarak güç merkezli yönetim, hemen her örgütün farklı çıkarlar barındırdığını bilmek demektir. Dolayısıyla, yapacağımız ilk işlerden biri, politik yapıyı inceleyerek belli başlı çıkarları ve örgüte ağırlığını koymuş önemli politik birimleri saptamak olmalıdır. Bu farklı birim ve bireylerin bizim için önem taşıyan konularda ne gibi görüşlere sahip olduğunu öğrenmek; ayrıca onları bu perspektifi benimsemeye iten nedenleri anlamak demektir. Güç merkezli yönetim, işlerin altından kalkabilmek için size karşı çıkanların sahip olduğundan daha fazla güce ihtiyaç duyduğunuzu bilmek demektir. Güç merkezli yönetim, örgütlerde iktidar edinmeye ve kullanmaya yarayan taktik ve stratejileri zamanlamanın önemi, örgütsel yapıdan yararlanmanın yolları, bağlanmanın toplumsal psikolojisi ve diğer etkileme yöntemlerini bilmek demektir...